• Document: Sinan Akyüz - İncir Kuşları.
  • Size: 2.17 MB
  • Uploaded: 2019-07-11 18:10:24
  • Status: Successfully converted


Some snippets from your converted document:

Sinan Akyüz - İncir Kuşları www.CepSitesi.Net Cefakeş Boşnak kadınlarına ithaf edilmiştir... Bu kitap hayal ürünü bir roman değildir. Tamamen gerçeklere dayanmaktadır. Bir gün... Sıradan bir insanın başına sıra dışı bir olay geldi. Ve böylece başkarakterimizin yolculuğu başladı... KAÇIŞ Hızla daldım nehrin sularına. Suyun berraklığında kayboldum âdeta. Utanç verici günlerin lekesini bedenimden silip atmak istercesine başımı bir süre sudan çıkarmadım. Sonra, sudan dışarı çıktığımda, bir dünya dolusu kirden arınmış gibiydim. Dimiyemi 1 çabucak giyindim, arkama bakmadan koşmaya başladım. Koştukça bütün hayatı, yaşadığım kâbus dolu günleri sanki arkamda bırakıyordum. Ormanın derinliklerinde hiç durmadan koştum, koştum, koştum... En sonunda durdum. Boynum, omuzlarım, göğsüm ter içinde kalmıştı. Bacaklarım yorgun bedenimi daha fazla taşıyamadı ve olduğum yere yığılıp kaldım. Uzun süre soluklanmaya çalıştım. Daha sonra çaresizlik içinde etrafımda dönüp durdum. Ansızın bir el silah sesi duydum. Yüzümü ellerimle kapayarak kendimi hemen yere attım. Beni öldürmeniz için size yalvarıyorum, diye yakarmaya başladım. Yakarışlarım cevapsız kaldı. Çevremde bir süre sessizlik hüküm sürdü. Elimi yüzümden çektim, korkarak etrafa bakındım. Ortalıkta, ağaçların dışında bir Allah’ın kulu gözükmüyordu. İçimi büyük bir sevinç kapladı. Ayağa kalktım, tekrar koşmaya başladım. Epey süre koştuktan sonra dizlerimin üzerine çöküp kaldım. Acıktığımı ve susadığımı hissettim; aynı zamanda üşüyordum da. Bir ağacın gövdesine sığındım ve başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Gökyüzüne bir nefes ışık üflenmişti sanki. Çiçek ve ot kokuları çoktan havaya karışmış, mis gibi kokan bu hava açlığımı iyiden iyiye kamçılamıştı. kimde fırtınalar koptu. Ağlamaya başladım. Neden Allahım? Bu genç yaşta neden bu kadar şiddetli bir kederi içime üfledin? Oysa ben kendimi çok inançlı ve cesur sanırdım. Beni hiçbir şey korkutamaz derdim. Şimdi şu halime bak! Bilmediğim bir yerde, gözleri dönmüş, aç hayvanlar gibi kudurmuş insanların ellerinden kaçıp kurtulmaya çalışıyorum. Neden Allahım, neden bana bu genç yaşımda hayatı erken öğrettin? Baştan aşağı titriyordum. Yaşlı gözlerimi ellerimin arasına gömüp bir an ölümü düşündüm. Kim bilir, şimdi ne kadar da güzeldir ölüm. Kahverengi toprakta huzur içinde uyumak, başının üzerinde hafifçe esen yelin kuru otlar arasında çıkardığı hışırtıyı dinleyip hoş bir seda bulmak. .. Ve her şeyden önemlisi içinde bulunduğun anı unutmak, hayatı ve bu hayatta yaşayan günahkâr insanları bağışlamak... O an kendimi son derece yorgun ve tükenmiş hissediyordum. kimi sise benzeyen puslu bir keder kaplamıştı. Bir baykuş tepemde ötüp duruyordu. Ayın parlayan yüzüne baktım. Kendi hayallerime, düşüncelerime daldım... KONSERVATUVAR Saraybosna, 2 Eylül 1991 Konservatuvarın müdürü Profesör Duşanka Seratliç’in çalışma odasının önünde büyük bir heyecanla bekliyordum. Koridorda kimi öğrenciler enstrümanlarını akort ediyor, kimileri de arya mırıldanıyordu. Kapı açıldı. Elli-elli beş yaşlarında, yuvarlak yüzüne uygun kesilmiş kahverengi saçlara ve ince bir fiziğe sahip olan Profesör Duşanka kestane rengi gözleriyle dikkatlice beni inceledi. Sonra eliyle içeri gelmemi işaret etti. Odaya girdiğimde içeriye göz attım. Sol tarafta, kapının hemen yanında gri bir dolap, tam karşısında koyu kahverengi bir çalışma masası ve iki sandalye vardı. Masanın üzeri kitaplar ve nota defterleriyle doluydu. Köşede küçük odayı aydınlatan ayaklı bir lamba duruyordu. Odanın büyüklüğüyle orantılı olan pencerenin altına ise bir saksı çiçeği konmuştu. Geçip sandalyelerden birine oturdum. Kahverengi çantamı yere koyar koymaz, Çantanı yerden kaldır, dedi Profesör Duşanka. Bereketi kaçar. Yüzüme tatlı bir tebessüm yayıldı. Öğrencinin parası olmaz derlermiş hocam, dedim eğilip çantamı yerden alırken. Sonra da ekledim: Çantamda paradan çok notalarım var. Profesör Duşanka dudaklarını alaycı bir gülümsemeyle büzdü. Hızla ayağa kalkıp camı açtı. Sonra da masasının başına tekrar geçip oturdu. Soğuk ama ciddi bir ses tonuyla, Acaba size yanlış bir söz mü söyledim? dedim. Profesör Duşanka’nın gözlerinde küçümseme belirdi. Kaç yaşındasın sen? diye sordu. On sekiz, dedim kuru bir ses tonuyla. Buraya nereden geldin? Foça’dan. Daha doğrusu ailem orada yaşıyor. Ben burada teyzemle birlikte kalıyorum. Baban ne iş yapıyor? İmam. Yani din adamı. Evet. Biz Müslüman Boşnakız. Olabilir, dedi Profesör Duşanka. Ben de bir Sırpım, Hıristiyanım, aynı zamanda Ortodoksum. Bu çatı altında

Recently converted files (publicly available):